Son 1 aydaki #TürkiyeYüzyılı paneli ve #MilliTeknolojiHamlesi konferansı konuşmalarımın özetlerini içeren “Türkiye Yüzyılı, yeni teknoloji hamlesi ile anlam kazanacak” başlıklı yazım…

21. yüzyılı Türkiye Yüzyılı yapmanın yolu yerlilik, millilik, özgünlük ve katma değer yaratmaktan geçer. Bu noktada da Türkiye’de son dönemlere damgasını vuran savunma sanayi, eğitim, sağlık, finans ve enerji gibi belli başlı alanlardaki millileşme ve yerlileşme sürecini de kapsayan Milli Teknoloji Hamlesi (MTH) de kritik bir dönüşüme ön-ayak olmaktadır.

Her şeyden önce, Türkiye’nin, aynı kaygı ve önceliklere sahip diğer ülkelerden farklılaşması ve özgün değerler yaratması bu noktadaki en kritik unsurdur. Türkiye’nin özelikle de son 10 yılda ivme kazanan MTH’nin de yüksek çarpan etkisi ile ülkenin kalkınması ve büyümesi sürecine ciddi bir katalizör etkide bulunması beklenmelidir.

Türkiye’nin bu doğrultudaki reel ekonomik altyapısı da sağlamdır. Örneğin, 2021’deki büyüme (son olarak Ağustos 2022’de) yüzde 11,4 olarak revize edildi. 2020’de ise pandemiye rağmen, yüzde 1,9 ile en fazla büyüyen ekonomilerden biri de Türkiye idi.

Enflasyon ve döviz kuru oynaklıklarına rağmen, büyüme trendi 2022’de de devam etmektedir. Türkiye ekonomisi 2022’nin ilk çeyreğinde yüzde 7,5, ikinci çeyrekte ise (beklentilerin ve G-20’deki benzer ülke ortalamalarından da yüksek) yüzde 7,7 seviyesinde gerçekleşti. Üçüncü çeyrekteki büyüme ise yüzde 3,9 seviyesinde gerçekleşti.

Sağlıklı ve sürdürülebilir bir kalkınmanın en kritik unsurlarından biri de fiziksel sermaye birikimi ve bunun için yapılacak yatırım harcamalarıdır. Hem firmaların hem devletlerin yatırım harcamaları, Ar-Ge’ye destekleri, uzun vadeli kaliteli bir büyüme süreci için olmazsa olmaz konumundadır.

Türkiye’de son dönemde yatırım harcamalarının da sürdürülebilir, sağlıklı büyümesi sürmektedir. Sanayi üretiminin öncüsü makine-teçhizat yatırımları tüm hızıyla büyümeye devam etmektedir. Makine ve teçhizat yatırımları 12 çeyrektir istikrarlı bir şekilde büyüyor. Sanayi ve turizm büyümesi de güçlü ve sağlıklı ilerliyor.

Ancak, Türkiye büyük bir ülke ve daha fazlasına ihtiyaç duymaktadır. MTH’nin başarısı için yüksek katma değeri ve invoasyonu genele yaymak gerekmektedir. Savunma sanayiinde, otomotivde, hatta adım adım enerji, kültür ve tarımda ciddi katma değer yaratmaya başladık. Özellikle de savunma sanayinde Ar-Ge yatırımları iyi durumda.

Ama sağlık (hatta yüksek öğrenim vs.) gibi diğer sektörlerde Ar-Ge zayıf seyretmektedir. Eğitimde (bilimsel yayın), sağlıkta (ilaç üretimi), finansta (özellikle de blokzincir teknolojisinde) ve uzay çalışmalarında ise hala alınacak uzun ince bir yol bulunmaktadır.

Ar-Ge’nin bu alanlara, ama gerçekten inovasyona kaymasına ihtiyaç bulunmaktadır. Ancak, Türkiye gibi yeni yükselen ekonomilerde uzun vadeli inovasyona yatırımı kimse yapmak istemiyor. Bunu teşvik edecek, vergi ve daha derin selektif kredi ve teşvik politikalarına ihtiyaç bulunmaktadır.

Türkiye Yüzyılı fırsatı

Türkiye Yüzyılında özellikle de inovasyon atağı önemli bir fark yaratacaktır. Yeni teknolojilere, sermaye birikimi ve beşerî kapasiteye yatırım artık bir zorunluluktur. Nitekim, zenginliğin, gelişmişliğin ve kalkınmanın anahtarı da teknolojiyi, insan kaynağını etkin kullanmaktadır.

Türkiye Yüzyılı perspektifi de yeni bir kalkınma ve merkez olma iddiasının sağlam temellerine işaret etmektedir. Türkiye’yi potansiyel olarak yeni bir küresel iktisadi merkez, önemli bir çekim merkezi; teknolojinin, inovasyon ve girişimciliğin yeni ve iddialı bir merkezi haline getirebilecek bir vizyon olarak göze çarpmaktadır.

Milli teknoloji hamlesi ise, bu makro perspektifin en kritik bileşenlerinden biri konumundadır. Bu makro vizyon ile bağlantılı ve Türkiye’nin son bir yılda uyguladığıTEM (Türkiye Ekonomi Modeli)de büyüme, istihdam, ihracat, yatırım ve cari fazla gibi öncelikli hedeflerle “yüksek büyüme ve düşük cari açık” stratejisine dayanmaktadır. Bu “İhracat Eksenli Kalkınma-Dikey Büyüme” modeli de ancak yüksek teknoloji odaklı, yerli, özgün ve milli politikalarla mümkündür.

Türkiye Yüzyılı vizyonu, bölgesel bir güç merkezi olarak Türkiye’nin konumu sağlamlaştırır. 2023 sonrası ise küresel bir ekonomik güce, yeni bir güç merkezine dönüşmenin temellerini oluşturması ve Türkiye merkezli yeni bir refah halkası oluşturma çabalarını desteklemesi beklenmelidir.

Gün geçtikçe daha fazla teknoloji yoğun hale gelen ekonomik kalkınma ise toplumları, sanayiyi ve ülkeler arası rekabeti değiştirmeye ve dönüştürmeye devam etmektedir. Türkiye’de de son 20 yıldaki hızlı iktisadi yeniden yapılanmanın üzerine, Türkiye’yi yeni dönemde şaha kaldıracak yeni bir iktisadi kalkınma ve yeniden yükseliş döneminin planlamasına geçilmeye çalışılmaktadır.

Türkiye’de bugün savunma sanayi ekosisteminin güçlendirilmesi, tarımsal atılım, Teknofest’ler (ki bilime ve teknolojiye ilgiyi artırıyor), TOGG gibi teknoloji yoğun akıllı araçlar ve yeni enerji hamleleri (yenilenebilir, nükleer, HES enerji adımları) de MTH’ni yaygınlaştırıyor ve altyapısını güçlendiriyor.

MTH’nin önemli bir bileşeni de yeni teknolojiye, sıfır karbon emisyonu ve yenilenebilir enerjiye dayalı yerli bir otomobil girişimidir. TOGG ile birlikte, blokzincir teknolojisi altyapısının da oturması, yerleşik hale gelmesi için adımlar atılmaktadır. Türkiye’nin özelikle de son dönemler odaklandığı blokzincir teknolojisi, önemli bir teknolojik dönüşüm ve katma değer yaratılması sürecine öncülük edebilir.

Tarım teknolojileri (Agtech) de son dönemler dünya genelinde ciddi bir atılım içinde ve hatırı sayılır sermaye yatırımları çekmektedir. Agtech’in son 10 yılda en hızlı büyüyen sektör olduğu tahmin edilmektedir. GSER Report 2021’e göre, 2014-2020 arası dönemde, en fazla yatırım alan alt sektör olarak, blokzincir gibi yenilikçi teknolojileri dahi geride bırakmaktadır.

Pandemi sonrası online hizmetlerin kullanımındaki artış da bilgi teknolojileri, inovasyon ve teknoloji sektörlerinin gelişiminde öncü rol oynamaktadır. ABD, yeni teknolojilerde ve yenilikçilikte liderliği kimseye kaptırmazken, Çin de bu teknolojilerin kullanımı ve uygulamalarında küresel liderliğini sürdürmektedir. Ancak, özelikle de dijital teknoloji altyapısı, ABD ve Çin’den sonra; Avrupa’da ve Türkiye’de de inanılmaz bir hızla yükselmektedir.

Türkiye’de her yıl Teknofest’lerdeki on-binlerce proje başvurusu, bilime, yeniliğe ve teknolojiye olan açlığı ifade etmektedir. Yeni Teknofest’ler ile teknolojiye fazlasıyla ilgili ve heyecanlı yeni bir nesle öncülük ediliyor; bilime ve teknolojiye ilgi artırılıyor.

Türkiye’nin alacağı bu uzun ve ince yolda, önünde farklı ülke ve kurumsal tecrübelerden birçok örnek de bulunmaktadır. ABD’de, günümüzde kullanılan birçok teknolojik yeniliğe öncülük eden DARPA örneğinden hareketle, Türkiye’de de özelikle de savunma sanayi ve güvenlik teknolojilerine yapılacak yatırımların kazandıracağı çok şey olacaktır. Güney Kore ve İsrail gibi ülke tecrübelerinin de farklı boyutlarda örnek alınacak yönlerine odaklanmak gerekmektedir.

İhracat ve katma değerinin artırılması

MTH’nin gelişimi ve dönüşümüne paralel olarak, üretilen yüksek katma değerli ürünlerin satılması, yeni iş birlikleri ve yeni pazarlara açılım da bir o kadar önemlidir. Türkiye’de bugün, bir yandan, ihracat için yeni pazarların oluşturulması ve hatta yurtdışından marka ve şirket satın alımları desteklenirken; diğer yandan da katma değeri yüksek üretime ve inovasyona yatırım önemli bir öncelik olarak belirlenmiş görünmektedir.

Bunların da ötesinde, katma değeri yüksek üretim ve ihracatta rekabet avantajı sağlayacak teknoloji yoğun üretime odaklanma; inovasyonu, bilgi ve teknoloji yoğun üretimi önceliklendirme özel önem taşır. Örneğin, ihracat içinde imalat sanayiinin payı da bugün yüzde 90’ların üzerinde ve umut verici bir resim ortaya koymaktadır.

Türkiye ekonomisini temel dinamiği ihracattan daha fazla faydalanmak şarttır. Özellikle de savunma sanayisi üzerinden dışa bağımlılığın azaltılması ve ihracat atağı Türkiye Yüzyılı’nın itici gücü olacaktır. Ancak, ihracat odaklı kalkınma için, makro-finansal istikrar da önemlidir. Bu noktada da alınacak yol, öngörülebilirliğin ve planlamaların kolaylaştırıcı bir unsuru olacaktır.

İhracat hedeflerinin yakalanması için de örneğin Yeniden Asya, Orta Koridor, Uzak Ülkeler stratejileri kritik roller oynayacaktır. Asya’nın yükselişi, Asya Pasifik ve Güneydoğu Asya’nın artan önemi, Türkiye’nin artan merkez ülke rolü ve gücü (siyasi, askeri, ekonomik birçok alanda), konuları daha çok önem kazanmaya başladı.

Türkiye, Avrasya’nın, Asya, Avrupa ve Afrika’nın kritik kesişim noktasında yeni bir yüksek teknoloji, orta ve üst teknoloji merkezi olarak yeniden konumlanabilir. Yeni bir yüksek teknoloji üretim merkezine dönüşebilir. Bu noktada da blokzincir gibi yeni teknolojilerdeki stratejik avantajın iyi değerlendirilmesi önemlidir.

Ancak, hepsinden önemlisi, daha düşük kaliteli inşaat sektörüne dayalı büyümeden ziyade; tıpkı geçmişte Güney Kore veya Tayvan gibi Asya Kaplanları örneğinde olduğu gibi yüksek katma değerli ihracata dayalı imalat ve sanayi üretimi politikası, mevcut büyüme ikileminin de çözümüdür ve ekonominin de yeni itici gücü olmalıdır.

Savunma ve enerjiden sonra, ihracatın ithalata bağımlılığı noktasında da atılması gereken adımlar mevcuttur. Türkiye’de ara malların toplam ithalat içindeki payı, yüzde 80’lerin üzerine çıkabilmektedir. Bu noktada da yerli ve milli üretime yapılacak yatırımlar ve teşviklerle, savunma ve enerjiden sonra kritik ara malların ithalatına bağımlılık da kolaylıkla aşılabilir.

Türkiye’deki yeni dönem makro vizyonu kapsamında, 21. yüzyılı Türkiye Yüzyılı yapmanın yolu millilik, özgünlük ve kendi katma değerimizi yaratmaktan geçer. Aynı kaygı ve önceliklere sahip diğer ülkelerden farklılaşma ihtiyacı bulunmaktadır. Özgünlük, yerlilik ve millilik bu yeni hikâyenin kritik üç bileşeni olmaya devam edecektir.

Sanayideki büyüme (ihracat içinde sanayiinin payı yüzde 90’larin üzerinde), ekonomide daha geniş kapsamlı yeni bir pozitif kalkınma hikayesi oluşturulması, özgünlük ve inovasyon önemini korumaya devam edecektir. Türkiye Yüzyılı vizyonu ise milli teknoloji hamlesi ile anlam kazanmaya devam edecektir.

Advertisement